Sizin hayalleriniz..,Bizim işimiz. Pardus... Özgürlük İçin...
Hosgeldiniz! e-posta: shabidyn@yahoo.com
Milliyet Yorumlar Hürriyet Yorumlar Site Hakkında

SON MAKALELER

(22-Ocak-2008)Shabidyn

TÜRBANIN TÜRBÜLANSI !


Başbakan İspanya’dan “Türban siyasi simge bile olsa niçin serbest kalmasın, simgelere siyasi bile olsalar yasak düşünülebilir mi?” tarzında laflar etti. İster istemez medyada yazarlar bu konuda birşeyler yazma ihtiyacı duydular. Türban konusu yurtdışından ortaya atılarak gündem değiştiriliyor ve bunun yarattığı türbülans etkisiyle bir çok vahim durum perdeleniyor. Şimdi ben de bu konuda yazarak türbülansın kurbanı oldum gibi gelebilir ama bakalım bu türbülanstan çıkabilecek miyim !?

* * *

Kendisi esaretin sembolü olan bir simgenin üniversitede serbest kalmasının özgürlük adına savunulması ne biçim bir çelişkidir bunu algılayamıyoruz (bkz. www.shabidyn.com sitesinde Prof.Dr.M.Orhan_ÖZTÜRK, Kadın Neden Örtünmeli? yazısı) Eğitim sistemimiz çökmüş vaziyette olduğu için bu sistemin ürünü olan toplumdan eleştirel, sorgulayıcı bir düşünce tarzı beklemek gittikçe imkansız hale geliyor. Temel problem işsizliktir, yoksulluktur, hükümet sıcak paranın işini kolaylaştırdıkça işsizlik ve yoksulluk ve kişi başına düşen borç miktarı artmaktadır. Başbakan ülkedeki şirketlerin on kat yirmi kat değerlendiğini ve alıcı bulduklarını söylüyor. Benim bildiğim değerlenen büyüyen şirketler giderler başka şirketleri alırlar kendileri satılmazlar ya da yönetimlerini yabancılara terk etmezler. Bir kaç istisna dışında (onlar da iktidarın adamlarına ait şirketler!) hep yabancılar bizim varlıklarımızı ele geçiriyorlar. Kaldı ki adamlar hem sıcak parayı yüksek faiz yüzünden Türkiye’ye pompalıyorlar hem de aldıkları faizle bizim şirketleri leblebi gibi topluyorlar. İktidar da bunu ekonomik başarı diye yutturmaya kalkıyor halka. Son 5 yılda 180milyar dolar faiz ödenmiş bu halkın sırtından, uyanın artık, hala bir bez parçasını gündeme atarak kimi uyutmaya çalışıyorsunuz?

* * *

Genelde seçimler yaklaşırken ya da karartılması gereken durumlar artmışsa bu türban meselesi ortaya atılır. Tarhan Erdem’in anketinde son 5 yılda genç türbanlıların 5 kat arttıkları ortaya çıkmıştı. Demek ki bunların türban yasağı yüzünden bir sıkıntıları olmamış yoksa bu kadar çoğalamazlardı. Çünkü, türban yalnızca saçları örtmüyor malum... Zamları, adaletsizlikleri, yolsuzlukları, dış politikadaki başarısızlıkları, verilen tavizleri falan da gündemden düşürüyor. Dikkat ettiniz mi bilmem Yunanlılar Kardak kayalıklarını son zamanlarda devamlı taciz edip duruyorlar, Ecevit’in o zayıf denen koalisyon zamanında nedense hiç Kardak tacizi duymadık, şimdi dış politikamız güçlü ve etkinliğimiz daha yüksek, herhalde ondandır!?

* * *

"Erdoğan, bu ülkede özgürlükler noktasında alınması gereken mesafeyi almaya devam edeceklerini kaydederek, siyasi iktidarların görevinin bu olduğunu, kendilerinin de bunu gerçekleştirdiklerini söyledi. Demokrasinin ekonomisiyle at başı gideceğini vurgulayan Erdoğan, bugün demokrasiye sadakat göstermeyen, sanal davrananların bir gün ona ihtiyaç duyacağını bilmesi gerektiğini söyledi" Böyle cümleleri duyan ortalama zekaya sahip, birazcık düşünebilen bir vatandaşın dahi kafayı yemeden bu ifadeleri sindirebilmesi mümkün değil. Bu söylem Amerikancı bir tavır, senden beni özgürleştirmeni kim talep etti? Hatırlarsınız Amerika da gelip Irak’ı özgürleştirmişti! Atatürk, Kurtuluş savaşını kazanarak, Türk toplumuna çağ atlatan devrimleri yaparak ve Kurucu Meclis ile Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesini 1924 Anayasında ifade ederek, (1982 Anayasası da bu maddeleri aynen vurguladı) demokratik, laik düzeni hayata geçirerek bana temel özgürlük alanını sağlamış zaten. Hatta öyle bir özgürlük alanı ki Dinci siyasiler bile iktidara gelebiliyor. Kadınları tesettüre sokan ve bunu normal gören bir zihniyetin “Özgürlük” lafını nasıl ağzına aldığını ben bırakın anlamayı algılayamıyorum bile! Demokrasinin ekonomiyle atbaşı gideceğini söylüyor. Bu ne biçim ifadedir? Yani ekonomi iyiyse demokrasi de iyi olacak, ekonomi kötü olursa demokrasi de kötü olacak haklar azalacak öyle mi? Ekonomi madem o kadar iyi niçin hala Dünyanın en yüksek sıcak para faizi bizde, iyi olan ekonomiye yabancı yatırımcı zaten kendiliğinden gelmez mi? Niçin habire neyi satalım psikozunda bu iktidar?

* * *

Halkımız ne yazık ki kendisinin cebinden doğrudan birden bire para çekilmeden ya da 2001 Şubat krizi gibi bir kriz yaşamadan ekonominin nasıl idare edildiğini önemsemiyor, gidip aynı partiyi desteklemeye devam ediyor. En basiti bir ülke devamlı borç alıyorsa ve sıcak paraya ödediği faizi hiç düşüremiyorsa halkının geleceğini ipotek altına alıyor demektir. Cari açık büyüyorsa, zamlar, vergiler, işsizlik devamlı artıyorsa ve bunlara çare aramak yerine iktidar türban diye tutturmuşsa bu davranışı, rasyonel düşünebilen bir halk, gerçekçi ve inandırıcı bulabilir mi? Bu şuna benziyor, İstanbul feth edilirken Bizanslılar meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış, biz de memleket elden giderken son 25 yılda Arap kültüründen dinci siyasiler tarafından apartılan bir bez parçasını tartışıyoruz.

* * *

Sözü gelmişken, türban takmazsan aman Allah kesin Cehennemlik olursun diyen dini yobazlaştıranlara şunu sormak isterim, İslam’ın beş şartı içinde “Türban takmak” diye bişey var mı kardeşim? Yok! Kadınları türbanlayarak asıl amacı bilim ve özgür düşünce olması gereken Üniversitelerde dahi, onları koyun sürüsü gibi bendensin sendensin şeklinde siyasi ve dini bir simgeyle ayrıştırmaya ve çatışmaya zorlayan bu zihniyete İslam’ın beş şartını hatırlatayım, belki faydası olur: Şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak ve hacca gitmektir. Bunlardan özellikle birinciyi yaptıysan İslam’ın içindesin demektir. Diğerlerini de gücün ve zamanın ölçüsünde gerçekleştirmen için Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyet’i içinde hiçbir engel yoktur. Antitez üretemedikleri ve üretemeyecekleri gerçekleri ifade edenler karşısında saldırganlaşan radikal yobazlar tarafından katledilen Bahriye ÜÇOK’un dediği gibi “Türban teferruattır!”

* * *

Atatürk Laik sistemi niçin Türkiye Cumhuriyet’i için uygun gördü? Herhangi bir dinin (yani şeriat rejimi) toplum düzeni haline getirilip tekrar Osmanlı’nın yaptığı şeriatçı taassup rejimi hatasına dönmeyelim diye. Laiklik sadece din ile devlet işlerinin ayrılması değil aynı zamanda herhangi bir dinin toplum düzenini o toplum içindeki diğer kişilere baskı oluşturacak şekilde tehdit etmemesinin de garantisidir. Yani laiklik herhangi bir dinin toplum içinde baskı unsuru olmasına da izin vermez. O yüzden dinci, faşist semboller eğitim kurumlarında, kamu hizmeti verilen yerlerde kesinlikle kullanılamaz. Türban’a Üniversitelerde cevaz vermek Laik sistemi çatlatmak demektir. Çünkü bunun ardından kamunun her kademesinde uygulanmak istenecek başka taleplerin gelmemesi için hiç bir neden yoktur. (bkz. www.shabidyn.com sitesinde Yılmaz ÖZDİL’in “Ampul Aydınlarına ÖSS soruları” yazısı) Üstelik diğer dini ve siyasi, bölücü semboller (PKK dahil) de kullanılmaya çalışılacak, üniformalı tarikatçı, bölücü ayrılıkçılar arasında çatışmalar çıkacaktır. Çünkü topluluk içinde bir grup benim görüşüm şudur, üniformam budur diyerek ortaya çıkarsa hemen diğer gruplar da benim de üniformam budur diye ortaya çıkacaktır ister istemez. Bunu düşünemeyecek kadar kimse saf değildir herhalde.

* * *

Bir zamanlar Erbakan diye birinin kurduğu bir parti vardı. Kendisi “Rektörlerin türbanlı kızlar önünde selam duracaklarını” filan söylerdi ama Ankara’da tarikat liderlerini toplayıp yemek verecek kadar kantarın topuzunu kaçırınca partisini kapatacak süreç başlamıştı. O yüzden laik sistemi değiştirmeyi hiçbir iktidarın aklından dahi geçirmemesi lazım. Yoksa bunun sonuçları çok acı olur. Çoğu yoksul, eğitimsiz ya da işsiz olduğu için ya da sütün kaymağını yedikleri için oy veren %47 için belki laiklik bu kadar önemli olmayabilir ama Cumhuriyet mitinglerini dolduran %53’ü oluşturan milyonlar için laik sistem hala önemlidir bu ülkede Demokrasi düşmanlarına, demokrasiyi yıkmak için en ideal ortam yine demokrasinin kendisidir. Unutulmamalı Hitler ve Mussolini de iktidara seçimle geldiler. Kontrolsüz bir demokrasi her türlü tehlikeye açıktır. Bilinen en iyi kontrolör Laik sistemdir.

* * *

Başbakanın son günlerdeki bir konuşmasından alıntı:

Erdoğan'dan türban eleştirelerine sert yanıt. AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye’de milletin kılığıyla kıyafetiyle uğraşmaya kimsenin hakkı olmadığını" söyledi.

Başbakan Erdoğan, Haldun Alagaş Spor Kompleksinde yapılan partisinin Ümraniye Kadın Kolları 2. Olağan Kongresindeki konuşmasında, Türkiye’nin ekonomisinin bugün geldiği noktayla ilgili rakamlar verdi.

* * *

Erdoğan türban konusunda sert konuşarak şunları söyledi:

“Ama medya bunları yazmaz ha! Niye? Yazarsa neler olacağını biliyorlar. Onların meseleleri farklı. Onların işi gücü başörtüsü, şu bu... Bunu yazıyorlar, bunu tutuyorlar. Türkiye nereden nereye geliyor bunu yazsana kardeşim. Kendileriyle otur konuş, ne derler biliyor musunuz? Şunu derler; şirketlerimizin değeri bire on katladı. Kendileri söylüyor, medyaların patronları. Bankalarımız bire 20 bire 30 fiyatla sattım. İnsaf! Bu imkanları bu iktidarla yakalıyorsun, kalkıp bu ülkenin, bu milletin başörtüsüyle niye bu kadar uğraşıyorsun?”. Hemen araya gireyim, dikkat ettiniz mi Başbakan şirketlerin büyümesiyle ve sonra onların iyi fiyata satıldıklarıyla övünüyor!? Şöyle devam diyor, “Bu ülkede, milletin kılığıyla kıyafetiyle kimsenin uğraşma hakkı yok, yok. Olmamalı... Bu, insanların, vatandaşların bireysel tercihidir. Bırak, bireysel tercihi olarak nasıl giyiniyorsa öyle giyinsin. Sen ne karışıyorsun buna. Bu ’din ve vicdan özgürlüğü’ne girmezmiş. Ne özgürlüğüne girer?”. Hemen araya girelim, başlattığı gündem maddelerini ve bizzat kendi davranışlarını "başkaları yapıyormuş" havası ile ilginç bir savunma mekanizması oluşturup, karşı düşünceye saldırmak çok ilginç bir yöntem, tam bir demogoji örneği. Halkın giyim tarzına karışan genç kızların türbanlanmasını sağlıyacak arka plandaki alt yapıyı hazırlayan bizzat AKP’nin kendisi. Ayrıca sokakta kimin ne giydiğine karışan mı var? Niçin genelleme yapılıyor? Yine o klasik mazlum edebiyatı. Hem dinci siyasi parti değiliz derler hem de dini ve siyasi simge olan türbanı en çok bunlar savunur. Üniversitelerin kapısını türbana açmak, tüm kamu kadamelerinde dinsel düzenlemelere gitme çabasına hız verecektir. O zaman kamu düzeni belli bir dinin hatta belli bir mezhebin dinsel kurallarına göre değiştirilecektir. Bu, laik rejimin dinamitlenmesidir. Konunun diğer boyutu şudur: düzgün bir restorana dahi giderken belli kurallara uymak zorundasın. Örneğin, gece yemeğine takım elbise ve kravatla gelinecek denmişse buna uyarsın. Haa uymasan da olmaz mı, olur, o zaman görgüsüz bir öküz yerine konulursun ve muhtemelen restorana alınmazsın. Laik rejimin mutlak emarelerinden biri olan, kamusal hizmet verilen ve alınan yerlerde dini ve ırkçı semboller kullanılamaz desturu ve yasal çerçevesi vardır ve bu AB’nin AIHM kararlarıyla da perçinlenmiştir. Üniversiteye de herkesin kafasına göre giysilerle gelmesi ve sanki kıyafet balosu varmış gibi davranması hangi Devlet ciddiyetiyle bağdaşır, patagonya mı burası?

* * *

Şöyle devam ediyor “Bizim önümüze iki de bir Anayasa’yı çıkartmasınlar. En az onlar kadar Anayasayı biz de biliriz. Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı prensibi varsa, bu ülkede yasama, yürütme ve yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini, konumunu gayet iyi bilmeli. Kimse yasama veya yürütme organının üstünde kendini göremez, bulamaz. Bunu böyle bilsin. Özellikle de kimse ihsası reyde bulunamaz ve yargı makamı ihsası rey makamı değildir. Onlar da vatandaşlık görevini, gerekli olduğu zamanda, Anayasanın tayin ettiği şartlar içerisinde yapmaya mecburdur. Demokratik hayatın temel unsurları olan siyasi partileri, baskı altına almaya kimse gayret etmesin. Bizim gayemiz, Atatürk’ün ifade ettiği, ‘muasır medeniyet seviyesine Türkiye’yi çıkarmaktır. Bunlar bu şekilde, bu ülkede milletin bugüne kadar tek bireysel tercihleriyle uğraşanlar, bu ülkeye patinaj yaptırdı. Bu ülkeyi gerdiler." Bu da inanılmaz bir demogoji, kadınları türbanlayarak tek tipi yaratan kendileri olduğu halde bunu laik rejimin tek tip insan yarattığı şeklinde yorumlayarak kafa karıştırmaya çalışıyorlar. Hangi tek tip insanı yaratmış Laik sistem? Ayrıca Atatürk’ün konuyla ne ilgisi var onu da anlamadım! Şimdi Atatürk karşısında Milano modasına uymuş takım elbiseli bir erkek ile yanında kafası türbanlı, omuzlarından ayak bileğine kadar mantosu sarkan bir bayan olan kişilerin ülkeyi yönettiklerini görse ve bunların devamlı özgürlük nutukları attıklarını ve muasır medeniyeti biz getireceğiz demelerini duysa çok şaşırırdı herhalde.

* * *

Yeri gelmişken Milliyet’ten Melih Aşık’ın saptmalarına da değinmeden geçemeyiz.

Başbakan türbanı gündeme yeniden İspanya'da taşıdı:

"Türbanın velev ki siyasi simge olarak takıldığını düşünün. Bunu suç kabul edebilir misiniz?"

Edebiliriz... Türban dinsel amaçlarla yapılan bir baş bağlama şeklidir. Dinsel bir işaretin siyasi amaçla kullanılması elbet Anayasa'ya uymaz. Ne diyor 24. madde:

"Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."

Bir soru... Türbanın serbest bırakılmasından sonra okullarda gençler başlarına "Cumhuriyet Halk Partisi", "Türkiye Komünist Partisi", "İşçi Partisi" şeklinde şeritler takarak dolaşırlarsa ne diyeceksiniz?

Türban üniversitede serbest bırakılırsa bu konu orada kalır mı? Dikkat buyurun; iktidar mensupları hiç kamu kuruluşlarında türbana karşı olduklarını söylemiyor. Kimi hastanelerde hemşire ve doktorların şimdiden türbana girdiği gazete ve televizyonlarda izleniyor. Üniversiteden sonra sıra belli ki liselere ve kamu kuruluşlarına gelecek. Avrupa çok kanlı din savaşları yaşadıktan sonra laikliğe sarılmış. Dini günlük hayata ne kadar sokarsanız sorunlar o denli artıyor çünkü... Biz aynı deneyleri yaşamadan aklımızı başımıza toplayamaz mıyız? Demiş Melih Aşık.

* * *

AKP’nin niçin bu kadar yüksek oy aldığını açıklamada kullanılan ve antilaik hareketlere karşı oluşan laik refleksi söndürmeye yönelik ustaca tasarlanmış bir söylem var. Ben buna “İnatçı Katır Teorisi” diyorum. Bu söyleme göre Laik rejimi koruyan ya da korumak zorunda kalan güçler tarafından yapılan her türlü eylem dinci siyasileri madur ve mazlum duruma düşürür ve böylece onların oyları artar. Medyada bunu kasten pompalayan kalemşörler var. Örneğin malum çevreler tarafından e-muhtıra diye adlandırılan Genel Kurmay’ın gayet normal olan açıklaması, bu teoriye göre hem AKP’ye seçimi kazandırmış hem de Gül’ün Çankaya’ya çıkmasını sağlamıştır. Geçmiş senelerdeki Türbanlılar üniversiteye giremiyor diye yapılan eylemlerle halkımız bunlara acımış ve yine oylarını arttırmışlar! Hatta şimdi yakın zamandaki muhtemel Anayasa referandumu için de, yerel seçimler için de bu türban söylemleri ve Yargıtay başkanının Laik rejim lehine yaptığı açıklama AntiLaik dinci siyasilerin elini kuvvetlendirecek denmektedir!? El insaf, Laik rejimi korumaya çalışanlar ya da doğru uyarıları zamanında verenler ne yapsa dinci siyasiler güçleniyor, öyle mi? Böyle bir mantık olabilir mi? Dinci siyasiler istediği gibi at oynatacaklar, laik kesim aman bunlar mazlum duruma düşmesin diye susacak pısacak, var mı böyle bir demokrasi?

* * *

“İnatçı Katır Teorisi” tanımı nereden çıktı onu belirteyim. 1.Dünya savaşında askerler tren vagonlarına erzak ve cephane yüklerken bunları katırlara taşıtırlarmış. Asker katırı yularından tutar, rampadan geçirerek tam vagonun açık kapısının oraya getirdiğinde, katır durur ve kapıdan içeri girmek istemezmiş. Asker yulara ne kadar asılsa katır içeri girmez bilakis rampadan aşağı geri geri çekermiş kendini. Bunu gören ve katırdan anlayan diğer bir asker gelmiş ve katırın yönünü rampa aşağı çevirmiş ve onu yine yularından çekmeye başlamış. Tabii katır yine geri geri kaçmaya devam etmiş ve bu sefer arkası vagon kapısına dönük olduğu için kendisini vagonun içinde bulmuş. Buradan çıkan ders, inatçı katır gibi laik rejimle ilgili uyarıları dikkate almayıp ülkeyi geri götürmeye çalışanlara destek olanlar bir gün kendilerini şeriat vagonunun içinde bulabilirler !

* * *

Dinci siyaseti ve ırkçılığı besleyen en önemli kaynak varoşlar ve tarikatlardır. Başbakan kendi ağzıyla 8 milyon kişiye kömür dağıtıldığını söyledi. Bu çevresiyle beraber 4x8=32 milyon kişiyi etkileyen bir yardımdır. Bu kaynağın içinde laik, demokratik cumhuriyeti destekleyenlerin büyük oranda verdikleri vergiler de vardır. Ülkenin yarısı kömür alamaz düzeydeyse bu bir sefaletin itirafı değil midir? Yoksulluğun olduğu yerde filizlenen tek şey radikal dinci ve ırkçı eğilimlerdir. AKP varoşlarla yakından ilgilenip onları kendi dünya görüşüne göre organize etmekte ve kontrol altına almaya çalışmaktadır. Temel ihtiyaçlarını sağlayamayan insanlar bu promosyonları görünce tav olmakta ve onlarla ilgilenenler için canla başla çalışmaktadır. Türbansa türban, çarşafsa çarşaf hangi formatı istersen ona dönüşmektedirler. Bu kesimlerin öncelikle geçinme, aç kalmama kaygıları vardır. Dini duygularının istismar edildiğinin farkında değiller ya da bunu önemsememektedirler. Demokraside bu kişilerin de bir oy hakkı vardır, üniversite bitirmiş çağdaş laik düşünceye sahip aydın görüşlü kişinin de bir oy hakkı vardır. Uğur MUMCU katledildiğinde hepimiz kalben “Bir ölür bin geliriz!” şeklinde sloganlar atmıştık. Ama maalesef Uğur MUMCU ve onun izinden gidebilecek kapasitede kişilerin yetişmesini sağlayacak eğitim atmosferi yok edilmiş durumdadır. Bırakın “bir ölüp bin gelmeyi”, “bir ölüp bir gelinecek” durum dahi yoktur şu anda! Yobaz, dogmatik düşünceye sahip, faşist düşünceye sahip kişileri üretmek çok kolaydır, tarikatlar, ablalar ve abiler bu işleri sistematik olarak zaten yapıyorlar ama laik bir aydın yetiştirmek yatırım ister emek ister. Yine de umudumuzu kaybetmeyelim, aydınlık Türkiye’nin aydınlık geleceğini bizler kuracağız, türbanlılar, sarıklılar değil!

ÖNCEKİ MAKALELER

SEÇME YAZILAR

TEKNOLOJİ

TAVSİYE SİTELER

Merak ettiğiniz sorgulamalar... En kapsamli Beşiktaş yaşam ve firma rehberi, 2008... İlk Kurşun İzmir'de Ocak 2006'dan beri aylık yayımlanan Atatürkçü gazetedir